

FATİH ERKOÇ HAYATINI RADYO GÜVEN’E ANLATTI
Hoşgeldiniz, öncelikle burada olmaktan dolayı hissettiklerinizi sormak istiyorum.
Hoş bulduk. Tüm Radyo Güven dinleyicilerine sevgilerimi saygılarımı yolluyorum. Sizinle röportaj yapmak heyecan verici. Teşekkür ederim bunun için.
Biraz geçmişe gidelim. Müzisyen bir aileden geliyorsunuz. Küçük yaşlardan babanızın hediye ettiği bir keman ve dayınızın hediye ettiği bir mızıka ile başlayan bir süreç. Müzisyen bir ailede doğmak, bu mesleğe yönelmeyi kaçınılmaz bir hale mi getiriyor?
Bu konuda babamın çok etkisi var. Ben doğduğumda babam ellerime bakıp, anneme bu çocuk müzisyen olacak demiş. Hatta annem babama gülmüş tabi, ellere bakıp anlaşılır mı diye. Babam, annem inanmasa da hem de iyi müzisyen olacak demiş. İşte bu düşünceyle bana keman hediye etti. Ben de 3-5 yaşlarında sesler çıkartmaya çalışıyordum. Yani ilgim olduğu ortadaydı. Bir de babamın şu anda benim elimde olan 60 senelik taş plakları var. İçinde babamın kendi besteleri ve kendi çaldığı ud taksimleri olan. Ben o plakları dinleyerek öğrendim bazı şarkıları. Taklit etmeye çalışıyordum kendimce.
İstanbul Belediye Konservatuarına girmişsiniz ilk okuldan sonra. O yaşta sanıyorum aile karar verdi buna değil mi?
Ben hiç kendi inisiyatifimi kullandığımı hatırlamıyorum o konularda. Zaten yaşım da küçüktü. Mızıka ve keman çalmaya çalışan bir çocuktum. Ve tek eğlencemdi. Hatta pencereden aşağıdaki mahalle çocuklarına konserler veriyordum İlkokul öğretmenim de öğrenince sınıfta da konserler falan veriyordum utana sıkıla. Aslında başka bir şeyde yapmıyordum. Ve her ne kadar babam ilham kaynağı olsa da, her şeyi annem yapmıştı. Yani okula yazdırmalar, evde çalışacağım araç- gereçleri almalar falan hep annem koştururdu.
Okul yılları nasıl geçti, sanırım yatılı okudunuz
Annem bir gün gazetede bir haber okumuş. İstanbul Belediye Konservatuarı’na yatılı kısmına öğrenci alınacak diye. Annem bunu okuyunca, beni götürdü yazdırdı ve sınava girdik. 70 kişiydi sınava giren ve 11 kişi alınmıştı ve ben o şanslı 11 kişi içindeydim.
Fatih Erkoç müzisyen olmasaydı, ne iş yapıyor olurdu şu anda?
Ben konservatuara gitmeseydim yine müzisyen olurdum. Çünkü başka hiçbir şeye ilgim ve yeteneğim yoktu. Hatta ben şarkı bile söyleyemezdim. Sesim çok kötüydü.
Hep annem diyoruz ya bu işleri yapan. Aslında annem muhafazakar bir kadındı ve sonuçta bu işin içinde gece hayatı falan vardı, nasıl böyle bir şey istedin diye sorduğumda, ‘’oğlum başka bir şey olmayacaktın, bari eğitimini alarak iyi bir şekilde işini yap dedim” demişti.
Normalde bir müzik aletinde iyi olmak için insanlar yıllarını veriyor. Ve profesyonelce çalmak için çok büyük efor sarf ediyor. Fakat, Fatih Erkoç, 10 müzik aletini profesyonelce çalan biri. Bunların içinde, keman, flüt, ud, piyano, saksafon var. Bunu özel bir yetenek olarak kabul etmek gerekiyor. Neler söylemek istersiniz?
Evet, benim böyle bir yeteneğim olduğu doğru. Ama benden çok daha fazla müzik aletini çok daha iyi çalan yetenekler gördüm. Her enstrümanın kendine has bir yapısı var. Ama mantıksal olarak sistemler çok benzerdir. Konservatuarda çaldığınız her müzik aleti bir diğerine yakınlaşmanızı ve elinizin kolaylaşmasını sağlıyor. Ve sanırım çalışmak işin sırrı. İlk başta ürkek baktığınız bir müzik aletine, çalmaya başladıktan sonra ne kadar basit diyorsunuz. Ve tabi öğretmenlerinde çok önemi var. Çok sevdiğim hocalar sayesinde severek ve isteyerek çalışıyordum ve başarılı oldum.
Öğretmenlerinizle aranız nasıldı?
Talebeler öğretmenlerini kesinlikle sevmeli. Bu şart. Ancak, bazı öğretmenler için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. İlkokulda yaramaz diye sınıfta bırakmıştı beni öğretmen. Benim gözümde iyi bir öğretmen değildi o. Orta öğretimde de fizikten sınıfta bırakmıştı beni öğretmen. Bana göre o da iyi bir öğretmen değildi. Sınıfta herkes 2-3 alıyordu onun dersinden. Dolayısıyla öğretmeni severseniz, derste başarı daha kolay geliyor.
11 sene Norveç’te yaşadınız. Neden gittiniz ve oradaki müzik hayatınız nasıldı.?
Askerliğimi yaptığım dönemde, teskere almadan birkaç ay önce, Emin Fındıkoğlu bir grup kurup, İsviçre’ye gitmiş ve oradan da Norveç’e geçiş yapmışlar. Gruptaki davulcu Cankut Özgül’de, daha önce Özdemir Erdoğan orkestrasında birlikte çaldığım biriydi ve nasıl çaldığımı iyi bilirdi. Emin Fındıkoğlu’na (şefe) o beni tavsiye etmiş ve bana bir mektup gönderdiler. Gelir misin dediler. Ben de heyecanlandım. 16 yaşında profesyonel olarak çalmaya başlamama rağmen, çok çekingendim. Orayı mektupta çok methettiler. O kadar zaman kalacağımı hiç tahmin etmiyordum.
Ama sonra teskeremi alır almaz gittim. Sonrasında ise 2 yıl içinde bütün grup döndü. Ben orada aşık olup evlendim. 11 sene bir nevi gurbetlik çektim.
Fatih Erkoç için önemli bir yıl 1986 yılı. Söz-müzik ve aranjesi size ait olan, ‘’Yol Verin A Dostlar’’ şarkısıyla ‘Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’nda gelen birincilik ve bu sayede gelen ilk albüm yılı sizin için. O süreçten bahsedelim biraz.
1984 yılında kardeşimin düğünü için Norveç’ten tatile gelmiştim. Ve o düğünde şu an ki eşim olan Mehlika hanımı tanıdım ve o düğünde dans ettik. Ve fotoğrafımızı
çekmişler. Ben üç beş gün sonra Norveç’e geri döndüm ama elimdeki o fotoğrafa
baka baka kendi kendime aşık olunca, ‘’Yol Verin A Dostlar, Gülüme Varayım’’ şarkısı çıktı. Bence eşim bana çok uğurlu geldi. Ve sonrasında da çok şarkılar yazdım ona. Benim gibi huysuz bir adamı idare ettiği için, çok şey borçluyum ona.
1992 Yılına gelince Fatih Erkoç, ‘’Ellerim Bomboş’’ dedi ve Türk halkıyla tamamen buluştu diyebilir miyiz?
Kesinlikle doğru. 1992 önemli bir dönüm noktasıdır. 1 milyonu aşan bir albüm satışımız oldu. Benim şu anda bulunduğum noktada olmama ve hatta bu röportajı sizinle yapmama nedendir diyebiliriz 1992 yılı ve ‘’Ellerim Bomboş’’ şarkısı.
Çok iyi eğitim almış ve işini çok iyi yapan bir müzisyen olarak, bugünün müzik piyasasını yorumlarsak, neler söylersiniz?
Baktığınız zaman, bir mesleği icra eden bir insan, hangi meslek olursa olsun, iyi icra etmek zorundadır. Müzik piyasasında bu işi çok çok kötü yapanlar var. Askerler gibi işlerini ciddi yapan insanlar çok azaldı. En prensipli ve ciddi çalışanlar ve işini iyi yapanlar askerlerdir. Her işte bu böyle olmalıdır. Ve müzik normal şartlarda sanat olması gerekir. Fakat popüler müziği bu anlayışa sokamıyorsunuz. Bu yüzdende günlük tüketilen şarkılar sadece işin eğlence tarafı olabilir.
Son olarak Radyo Güven aracılığıyla mesajınızı alabilir miyiz?
Başta Radyo Güven dinleyicileri olmak üzere, tüm KKTC halkına misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ederim. Öncelikle herkese sağlık sıhhat diliyorum. Ve işlerimizi çok iyi yapalım, en önemli mesajım budur. Konuğunuz olduğum için gurur duyuyorum. Tüm Güvenlik Kuvvetleri çalışanlarına, askerlerimize ve herkese selamlar sevgiler gönderiyorum.